rüya tabirleri: Drogba
3 notes, April 19, 2013
İstanbul Üniversitesine mensup arkadaşların malumudur, üniversitemiz Halk Bankası ile anlaşmıştır. Bu anlaşma kapsamında üniversite, çalışan personelin ve öğrencilerin parasal işlerini banka üzerinden halletme yoluna gitti. Bir önceki postta da görüldüğü üzere okulun birçok köşesine Halk Bank ATMleri yerleştirildi. Bir arada kartların alınması için yemekhanede(Beyazıd) görevliler tarafından girişimde bulunuldu.
Üniversitenin elle tutulur tek savunması; Halk Bank ATM kartı ve öğrenci kartını birleştiren uygulamanın zorunlu olmadığı ve isteyenlerin eski öğrenci kartlarını kullanarak imkanlardan(yemekhane ve ileride okula girişlerde aktif hale gelecek turnikeler) yararlanmaya devam edebileceği.
Esasında bu savunma fiiliyata geçerse eleştiri getireceğimiz noktalar ahlaki bir itirazdan öteye gidemez. Ancak -doğrudan veya dolaylı yollarla- sözünü ettiğimiz uygulama öğrenciye ve personele zorunluluk halini alırsa ciddi ihlaller ile karşı karşıyayız demektir.
Dini hassasiyete sahip arkadaşların yaklaşımında İslam dininin haram kıldığı faiz kurumuna vurgu yapılıyor. Bankanın ve buna bağlı olarak faizin Müslüman öğrenci ve personele dayatılması kesinlikle kabul edilebilir değil.
Sosyalist arkadaşlar idarenin yanlış yaptığını düşünüyorlar ve ciddi bir gayret ile üniversitenin bu hatadan geri dönmesini istiyorlar. Üniversitenin “öğrenciyi müşteri gibi görmesinden, müşteri görmesi evresine geçildiği”ni ifade ediyorlar. Bankaların burs hesaplarından dahi hesap işletim ücreti aldığını göz önünde bulundurursak, üniversitemizin, kapitalizmin ve sömürünün en büyük çarklarından bankalar sistemi ile işbirliğine gitmesi “müşteri” algısının doğruluğunu ortaya koyuyor. Bilim ve düşünce üretimine teşvik edilmesi gereken öğrencinin, dar bir sosyal haklar alanına sahip olması bunun beraberinde gelen hayat zorlukları, onun bu esas görevlerini sekteye uğratmakta ve imkansız hale getirmektedir. Bunun yanında tepeden inmeci bir yaklaşım ile öğrencileri bankaların ağına öyle yada böyle itmek durumu dahada vahim hale getirmekten başka bir işe yaramayacaktır.
Ülkemiz tabandan destek bulmayan, tepeden inmeci, baskıcı, gerçeklerden kopuk, rant amaçlı uygulamalar cehennemi. Ümit ediyorum çok sevdiğim İstanbul Üniversitesi sıcaklığı yükseltmekten kaçınır ve “ortak akıla” başvurmadan bir işe kalkışmaz.
Not: Siyasal Fakültesinin önünden bakıldığında görülecek olan ATMnin çok yanlış bir yere konulduğunu düşünüyorum. Zaten birçok ATM var iken Süleymaniye manzarasının tam ortasına böyle bir yapı koymak ne kadar doğru bunu sizin vicdanlarınıza ve estetik anlayışınıza bırakıyorum.
0 notes, March 25, 2013
Cumhuriyet tarihinin demokrasi açısından en mühim davaları olan Ergenekon ve Balyoz davaları etrafında tartışmalar sürüyor. Bu davalardan memnun olmayanlar, onların asıl mahiyetini ve muhtevasını halktan gizlemek, davaları önemsizleştirmek, sonuca ulaştırılmalarını engellemek için var güçleriyle çalışıyor.
•••
Demokrasi davalarına yönelik dezenformasyon çabalarında medyanın bir kısmı merkezî bir rol oynuyor. Bu medya çevresi bunu gazetecilik mesleğinin bütün temel ilkelerini çiğneyerek ve gazeteciliğin temel fonksiyonunu tersine çevirerek yapıyor. Medyanın asıl görevi kamusal otorite ve imkân kullananların yapıp ettiklerinden toplumu haberdar etmekken, bu yayın organları halkın olayları öğrenmesini engellemeye çabalıyor. Sadece onları takip edenlerin –meselâ, yalnızca Hürriyet gazetesini okuyanların- bu davaların ne hakkında olduğunu, iddianamelerde sanıklara hangi suçların yöneltildiğini, suçlamaların ne tür delillere dayandırıldığını bilmeleri imkânsız.
•••
Militarist zihniyetli memurlar ve onların sivil görünümlü ama çoğu zaman askerlerden daha militarist uzantıları yıllarca yüksek makamlara gelmiş üniformalı memurların darbeye teşebbüs etmeyeceğini söyledi. Sanki bu ülkede hiç darbe yapılmamış veya yapılanlar askerler değil başkaları tarafından yapılmış gibi.
•••
İlaveten, bazı sanıkların ve mahkûmların hastalığının yarattığı merhamet duyguları darbe suçlamalarından sıyrılma gerekçesine çevrilmek isteniyor.
•••
Nasıl ki bir katilin veya hırsızın hasta olması onları cinayet ve hırsızlık gibi suçları işlemiş olmaktan çıkartamazsa, hasta olmaları da üniformalı memurları ve sivil suç ortaklarını darbe ithamlarından uzaklaştıramaz, kurtaramaz. Hastaya acımak başka şeydir, hastanın itham edildiği suçla ilgili değerlendirme yapmak başka bir şey.
•••
Darbe teşebbüsünde bulunanlar halkın oylarıyla seçilmiş iktidarları kendilerine verilen yetki ve imkânları gayri meşru şekilde kullanarak hırpalamak veya düşürmek için giriştikleri işlerle demokrasiye, tek tek seçmenlere ve tüm topluma karşı suç işlemiş olur.
•••
Bazı muvazzaf askerlerin tutuklanarak yargılanmasının orduyu zaafa düşürdüğü iddiaları da psikolojik savaş taktiğinden başka bir şey değil. Demek ki bir savaş olsa ve bin kadar asker şehit düşse veya gazi olsaydı TC ordusu felç olacak ve savaşamaz hâle gelecekti, öyle mi?
•••
Muvazzaf görevli sayısı 120 bini bulan bir kurumdan bahsediyoruz.
•••
Militarist medyanın demokrasi davalarında gösterdiği ilgi demokrasi ve insan haklarına duyulan hürmetin sonucu olamaz. Öyle olsaydı KCK davasına da, ifade özgürlüğü davalarına da aynı hassasiyeti göstermiş olmaları gerekirdi. Darbe girişimi iddialarıyla üniformalı memurlar yargılanmaya başlamadan evvel ne zaman keyfî ve uzun tutukluluk, âdil yargılama, hasta sanık ve tutuklular konusunda hassasiyet gösterdiler?
•••
Galiba bunlar “insan hakları” deyince kendilerinin haklarını kastediyorlar, çünkü, her zaman açıkça ifade edemeseler bile, sadece kendilerini insan veya insanın hası (iğrenç bir öz-adlandırmayla beyazı) sayıyorlar.
•••
Kimse gargaraya getirmeye kalkışmasın, bu davalar tarihe Türkiye’nin demokrasi mücadelesinin altın sayfaları olarak kaydedilecektir ve bunu sağlayan kahramanları her zaman takdir ve minnetle anılacaktır.
A. Yayla - 22.02.13 Zaman
0 notes, February 22, 2013
Mimar Kadir Erken’in Çamlıca Camii yarışması için önerisi. Çeşm-i Lale Camii.
Mahya’da Lalenin rütbe bulamamasından yakınılıyor.
Hocam bu olmuş.
1 note, February 12, 2013
Müzik insanın ruhu ile konuşan apayrı bir dil. Vahiy gibi diyeceğim ama mehdilik iddia ettiğimi düşünmeyin sadece bir his bu. Bazı parçaları dinledikçe bu kanaatim daha da çok pekişiyor. The XX’de can evimden vurdu beni. Neticede gelen cana gelsin. Hala insan olduğumu hissettiriyor.
5 notes (33 plays), February 10, 2013
İlk durağımız Cihangir idi.
Genelde Cihangir bahislerinde “bohem” kelimesi kullanıyor ama zannımca bu kavram Cihangir’e pek uyum sağlamıyor. Bohem, kabaca değinecek olursak “burjuva yaşam tarzını reddedip, burjuvazinin abartılı şatafatına bulaşmadan, tasasız ve gününü gün ederek yaşamak” anlamını barındırıyor. Kiraların 2, 2.5 bin tl ortalamalarda dolaştığı bir mahallede,mahallede ki sokak kedilerinin bile bohem hayatı yaşadığına inanmak güç.(çoğu zaman kedi olduklarına dahi inanmak güç.) Bence Cihangire “burjuva” kelimesi daha çok yakışıyor.
Başkurt sokak ile Somuncu sokağının kesişiminde tablacı hükmünde seyyar bir manav var. Çok kıyağı olmuştur bizlere, öğrencinin minimum parası ile maksimum fayda sağlayacağı meyve kombinasyonları yapmakta üzerine yoktur. Meyvenin kısa yoldan zengin olmak edici bir özelliği var Cihangir’de, şöyle ki; hemen komşu semt olan Fatih’ten perakende aldığımız meyveyi Cihangir’de satışa çıkarsak yüksek kar marjlarına ulaşabiliriz.
Cihangir Cami en önemli köşelerdendi bizim için gerek Abdülhamid’e benzeyen imamı gerekse boğazın seyrini bizlerden esirgemeyen küçük bahçesi ile kalplerimizi hissettiğimiz bir mekandı. Bir bahar akşamı bahçesinde karşılaştığımız takım elbiseli, ak saçlı bir ihtiyar delikanlı hatırımda ki önemli karelerden. Bizi durdurup gençliğinden bahsetmeye başladı ve bağıra bağıra Mevlit i Şerif okudu. Hoş sohbetti. Biz müsaade isteyip ayrılırken; dua etmesini temenni ettiğimizi söylediğimizde, “durun öyleyse hemen yapalım, arkanızı döndükten sonra son nefesimi vermeyeceğimi nereden biliyorsunuz.”dedi ve ellerini kaldırdı boğaza karşı döndü bizim için dua etmeye başladı. “Biz onları görsek deli mi derdik.” bilemedim.
Yemek konusunda bana en büyük katkısı Don Pietro olmuştur. Pizzaları bir harikaydı. Fındıklıda ki Elifli sabahlar için güzel tatlar bulduğum bir yerdi.
Fındıklı sahil hep kaçışların mekanı oldu bizim için. Ne zaman betonarme hayatların arasında nefes alamamaya başlasak oraya kaçardık. İlk zamanlarda(2009) araba istilasına da uğramamıştı. Çok geceler kucağında saklamıştır bizi sabaha kadar. Şimdi düşününce Fındıklıyı, Boğazdan değilde Boğazı, Fındıklıdan sebep sevmişim gibi.
Tüm gürültüsüne, pahalılığına, alafrangalığına, geceleri saksafon çalan üst komşuma, bizi apartmanda hiç istemeyen yöneticimize rağmen sevmiştim Cihangiri ve kabullenmiştim.
Eski mahallelilerden bir amca rantın artması ile mahalle kültürünün öldüğünü söylemişti Cihangirde On-onbeş yıl önce herkes birbirini tanırmış. “Şimdi eskilerden az kalan var herkes evini kiraya verip daha ucuz semtlere taşınıyor.” gibisinden bir şeyler söylemişti. Tahmin etmesi çok zor değil. Kapitalizmin çarkları Cihangirde dokunuyor tabi.
Velhasılı güzel bir semtti Cihangir. Bir buçuk yıl misafir etti bizi. Kim bilir belki talih bir daha kesiştirir yolumuzu.
1 note, February 10, 2013
“Sonunda yıllardır hayalini kurduğum telefon kılıfına ulaştım” demekten Allah’a sığınırım. Dünyaya o kadar meyl etmemek lazım.
1 note, December 16, 2012